Aynı Farklı
nasıl da vuruyordu kapılara rüzgâr
havada ahşap kokusuyla yağmuru iz veren
biz varlığımızın sorgusunda hafifleyen çamurduk
ama öyle böyle değil hâlâ ilk hâlinde çamurduk
eritmek için gövdesini tortusunda yılların
derilmiş kabuğun zırhında saklayıp da geçmişini
dibe çökmüş kaç halkaydık kaç köle öyle böyle değil
açsak içimize dolacak sulardan yitmezi sıcaklığın
körelmiş ışığında üşüyendik inleyen kül ağlayan nar
yontulmaz buzdan boşluğunda yalnızlığın hiç
yanıltmayan bakışlarına uzaktık çünkü en çok da gözlerin
göbeğinden ayrılır sandığımız gölgemizden kaçamak
çünkü aldatmak denli inanmıyorduk aldanmanın yakınlığına
kuyusuna akmaktan korktuğumuz benzerliğin dışına
yolları yolculuğu farklı benzerliğin dışına
karası denizi farklı benzerliğin dışına
bulutu aynı boğuk kökleri aynı düğüm benzerliğin dışına
ağacında farklı yaprak yaprağında aynı böcek benzerliğin dışına
kalıp kalıp uçurumlar biçtiğimiz gecenin tüylü ıslak
kumaşından örtüleri üstümüze dar gelen benzerliği-n dışına
başkalarına ait kalmayan sözcüklerden çekip de ucunu ipin
nasıl da vuruyordu kapılara rüzgâr
havada ahşap kokusuyla yağmurun giz veren
*Necati Albayrak
---------------------------------
Anne beni alaturka öp, babamı alafranga
(ali musa sarıçimen'e)
anne beni alaturka öp
sezaryen doğur
başörtünü üstüme çek
açıkta kalmasın bileklerim
yoksa intihar etmem fazlasıyla muhtemel
sakın bırakma ellerimi
üşüyorum
etim kiminse kemiklerim senindir
kapı önlerine çıkmayalım hiç
cümlemiz tenha
öncemiz bulutsa sonramız toprak
yağmursak bunu bilmeyen sokak itlerinin
tüyüne dişine bulaşmadan
abartalım savunma güdümüzü çınlasın ortalık
freud’un hayalarına değin
hatta eşek kulakları uğrunda midas’ın
tuz katalım şaraba
sirkeye yatıralım tenimizi
ah rahminden geldiğim değil misin nasıl olsa
babamın sustalı bıçağıdır ayırır ikimizi
post-modern yalnızlığında selamı alabora
oğlundur dön bak hareminden
bir yabancı gibi odasına tutsak
aynı gemisinde suların
mendilin avucundan düştü düşecek
hıçkırığına gömüt
gözlerimin aynasında
anne beni alaturka öp
babamı
alafranga kucakla..!
Necati Albayrak
-------------------------
Eylül Ninnisi
büyütüyorum dizlerimde yalnızları gecelerdir belki de eylül
dağın doğurduğu faredir şu içimse kemirilen
aldıracak da değildim oysa kötürüm öngörüm taşsa hiç
dudaklarıma kenetlediğim buğday tanesi dinliyor sesini yüreğimin:
bunun adı ayrılık bunun adı kavuşmanın kesiktir elleri nereye gitsem
ah kolları tenime kırbaç yangınsa bu sürüldüğüm kısırdöngü yorulmadık aç…
karıncayım yaralı ağzımda içime akar sandığım türküler
dışımda tutamadığım bataklık sinekleri sarı humma kırık kanat tef çalar
ninnisinde dağılmazlığı uykusuzluğun umutsuzluğum mudur sahih olmayan
nesebi içindir kimsesizliğin büyüttükçe büyüttüğüm izleriyle yalnızlığın!
Necati Albayrak